| « Son Hazırlıklar | 2. Gün - Adriyatik'in Ortasında » |
1. Gün - Adriyatik'e Açılma Vakti...
İki üç sene önce gittiğim Erciyes?teki kış kampı aklıma geldi bir an. Bizim ilk kış kampımızdı. Şubat ayının acımasız bir haftasında geniş bir grupla zirve yapmayı planlamıştık. Fakat havanın azizliğine uğradık ve inanılmaz bir kar fırtınasında kalmıştık. 3 gün boyunca çadırdan dışarıya çıkamadık. Ufacık çadırın içinde 4 kişi eşyalarımızla birlikte kalmak zorundaydık. İlk gün her ne kadar eğlenceli geçmiş olsa da diğer günler inanılmaz bir psikolojik savaş halindeydi. En yakın arkadaşların arasında en ufak bir bakıştan bile sürtüşmelerin çıktığına şahit olmuştuk. Karşımdaki arkadaşımın saçını düzeltmesi bile batmaya başlamıştı bir süre sonra. Bu durumlarla başa çıkmanın ilk şartı insanın kendini ödüllendirmesiydi. Kan şekerini yüksek tutmak ipucu olarak aklımızdaydı. Güzel ve keyifli yemekler işleri biraz daha yolunda tutuyordu.
Saat 17:30 civarı açık denizde yüzme molası vermeyi uygun gördük. Motoru kapatıp sırayla denize girdik. Mutlaka teknede bir kişi kalıyordu bu sırada. Hep beraber denize girip teknenin gözümüzün önünde uzaklaşmasını izlemek hiç hoş olmazdı sanırım. İlk başta gayet keyifli ve heyecanlı görülen bu aktivite denize atlayıp tekneye sırtımı dönmemle ciddi karışık hislere dönüşmüştü. Ufka kadar uzanan uçsuz bucaksız deniz görüntüsü bir anda heyecanımı çaresizliğe dönüştürmüştü. Her ne kadar büyük bir önemi olmasa da derinliğin 40 metre olduğunu düşünmek bu çaresizlik hissini katlamaktaydı. Hemen tekneye doğru döndüm ve daha fazla düşünmeden tekneye çıktım. Tekne artık sıradan bir deniz taşıtı olmaktan çıkmış yaşamımızın garantisi olmuştu benim için.
Yolculuğumuz devam ederken can sıkıntısından Baran ile birlikte yardımcı ipler üzerinde düğüm çalışmaları yapmaya başlamıştık. Sonuçta hep belirttiğim gibi 11 metrelik bir alanda yapacak fazla bir şey bulunmuyor.
Saat 20:30 civarı gün batımına doğru esmeye başlayan hafif rüzgarı fırsat bilip ana yelken ve floğu[1] hemen açtık. Böylece hem motor devrini düşürerek benzin tasarrufu yapıyorduk hem de yelken sistemlerini deneme fırsatımız oluyordu. Bu durum gün batımı ile sona ermişti. Tekrar yelkenleri toplayıp motor devrini yükseltmemiz gerekti.
Akşam yemeğinden sonra açık denizdeki ilk geceye hazırlık yapmaya başlamıştık. Gece olduğunda kurallar değişiyordu. Gece nöbetlerini 2-3 saat olacak şekilde kararlaştırdık. Gece karanlığında tehlikeleri en az düzeyde tutmak için mutlaka can yeleği giymemiz ve kendimizi uçlarında karabinalar olan kısa halatlarla teknenin yanlarındaki gergin tellere sabitlememiz gerekiyordu. Sonuçta nöbetler sırasında tekne üzerinde yalnız kalmak durumundaydık ve diğerleri uyurken bir de motorun sesi de gecenin sessizliğini bozarken denize düşüp kurtarılmayı beklemek hiç mantıklı olmayacaktır. Hele ki motorun otomatik pilotta saatte 6 knot hızla gittiğini düşününce kurtarılmayı beklemek pek akıllıca değildi.
Nöbeti 04:30 ? 05:00 civarı Baran ve Uli?den devraldım. Bütün gün son derece dingin olan Adriya sabahın kucağında iyiden iyiye dinginleşmiş bir çarşaf gibi ufka doğru uzanmaktaydı. Nöbeti aldığımda göstergeleri kontrol ettim, gözle ve dürbünle şöyle bir etrafa baktım. Bizden başka herhangi bir cisim veya canlı yoktu deniz üzerinde. Ve sonrasında baş kısımda uzanıp teknenin su ile buluşması sonucu ortaya çıkan son derece dinlendirici ve huzur verici sesler eşliğinde düşüncelere daldım bir süre. Bu benim açık denizde ilk defa yalnız başıma seyrimdi. Heyecan ve tedirginlik duygularım birbirine geçmişti. Aslında apaçık denizde herhangi bir başka araç veya herhangi bir yapı olmadığı için bir sorun yok gibi görünmekteydi. Fakat farklı tehlikeler söz konusu idi. Hiç beklemediğimiz bir an plastik bir torbanın pervaneye dolanması son derece tehlike oluşturabilirdi. Denizin ortasında plastik torba da ne arar diye düşünmeyin sakın. Kıyıdan bırakılan her türlü atığı denizin ortasında görmek mümkün. Hatta birkaç kez bu tehlikeyle yüz yüze de geldik. İnanın yolculuğumuz boyunca denizin ortasında gördüğüm çöplere hayret ettim. Lütfen denize bir atık atmadan önce mutlaka iki kez daha düşünün.
Flok: Çift yelkenli teknelerde (sloop arma) öndeki küçük yelkene verilen isimdir.
Bu yüzden her an kulağım motor sesinde gözüm çarşaf gibi uzanan Adriya?da sabahın keyfini çıkarmaktaydım. Bu saatlerde yapılacak en güzel şey bir bardak sıcak kahve veya sıcak çikolata içmekti. Elimde bir fincan sıcak kahve, kulağımda Pink Floyd ? Welcome to the Machine ve gözlerimin önünde ufka kadar uzanan Adriya. Sabah çiyi yağmıştı çoktan. Üstüm başım sırılsıklam olmuştu. Saat 06:00?a doğru güneş soldan yükseliyordu Güney?e giderken?
Sayfalar: 1 · 2