| « Son Hazırlıklar | 2. Gün - Adriyatik'in Ortasında » |
1. Gün - Adriyatik'e Açılma Vakti...
22 Temmuz 2006
Sabahın ilk ışıklarıyla uyanıp Izola?nın huzur dolu havasını son bir kez daha soluduktan sonra tüm kontrolleri yapıyoruz. Bir kez daha rotamızı gözden geçiriyoruz. Marina merkezinden hava ve deniz durumu bilgilerini alıyoruz ve çıkış işlemlerinin ardından saat 08:30 civarı marinadan ayrılıyoruz. Izola?da geçirdiğimiz 3 gün boyunca çok güzel dostluklar edindiğimizi, kasabanın huzurlu, sakin ortamını çok özleyeceğimi düşünerek yavaşça uzaklaşan manzaraya dalıyorum.
Devamı:
İlk durağımız Piran?da bulunan Portoroz marinası. Burada teknenin belgelerini onaylatmamız ve Slovenya?dan çıkış işlemlerimizi yapmamız gerekiyor. Piran yolu üzerinde kayalıklarda bulunan bir yapı hemen dikkat çekmekte. Burası St. George kilisesiymiş. Kilisenin bulunduğu burnu aştıktan sonra da Piran?ın içinde bulunan kale duvarları ve kuleler çok güzel bir görüntü sergiliyor.
Yaklaşık 1 saat içinde marinaya varıyoruz. Marinada bulunan merkezde belgelerimizi onaylatıyoruz, pasaportlarımıza çıkış damgalarını vurdurup yolumuza devam ediyoruz. Tüm bu işlemler yaklaşık 5-10 dakika sürmekte. Saat 09:30 gibi marinadan ayrılıyoruz.
Ve artık Adriyatik Denizi?nin kalbine doğru yolculuğumuz başlıyor. Rotamız Piran?dan batıya doğru açılıp bir süre sonra güneydoğu yönünde dümdüz İtalya Brindisi?ye doğru yol almak. Adriyatik?in ortasına yakın bir yerden seyredeceğimiz için muhtemelen yol boyunca yakınımızda herhangi bir gemi, tanker vs. olmayacak diye düşünmekteyiz. Normal şartlar altında Brindisi?ye 3 gün 2 gece sonra varmayı planlıyoruz. Aldığımız hava ve deniz durumuna göre yol boyunca rüzgar son derece yavaş olacak ve dalga neredeyse hiç olmayacakmış. Bu bizi bir yandan üzmekte bir yandan da sevindirmekte. Üzülmemizin sebebi yelkenli bir tekne ile rüzgarsız havada can sıkıcı bir yolculuk yapacak olmamız. Sevindirici yanı ise yeni teslim alınmış ve ilk defa yola çıkacak bir tekne için şartların en iyi düzeyde olması. Teknede ortaya çıkabilecek bir sorunla uğraşırken bir yandan da doğal şartlarla uğraşmak hiç de keyifli olmayacaktır. Böylece bu güzel havada teknenin tüm kontrollerini de yapmış olacağız.
Teknenin yemeklere en meraklı kişisi olduğum gözden kaçmaz bir gerçekti. Bu yüzden de mutfak ve menüler benden sorulmaktaydı. Yolculuğumuz boyunca menümüz genelde benzer oluyordu. Sabahları erken vakit süt ? müsli karışımı yanında meyve suyu ve üstüne meyve, çikolata ile kahvaltı oldukça dinçleştirici ve besleyici oluyordu. Öğlenleri ise elimizden geldiğince sulu yemekler ve salata yemeye özen gösteriyorduk. Bunlar da çoğunlukla patates temelli yemekler oluyordu. Akşamları ise çoğunlukla farklı soslar eşliğinde makarna ve çorba dinlendirici olmakta. Arada ise çikolata, cips, çerez gibi atıştırmalar eksik olmuyordu. Bu ufacık alanda kara görmeden insanoğluna tamamen aykırı bir ortamda yaşamaya başlamıştık. Özel alanımız ortadan kalkmıştı. Görebildiğimiz tek şey uçsuz bucaksız deniz ve birbirimizin yüzüydü.
Sayfalar: 1 · 2